YENİDEN

“Yeniden”

Boş bir karanlıkta otururken kapanan ekranın vızıltısı kulağıma takıldı.  Bu eski binaya niye geldiğimi hala bilmiyorum. Soğuktan tutulan parmaklarımı birbirine sürttükten sonra bir çabayla cebimdeki kibriti çıkarıp yaktım. Her çektiğim nefeste burnuma dolan toz taneleri gittikçe rahatsız etmeye başlamıştı. Ne işim vardı burada ? Bu unutulmuş eski binada. Eh hangimiz bir yere niye gittiğimizi unutmuyoruz ki. Sonuçta insanız.

Kibritin ışığı sönmeden kendime oturacak eski bir iskemle buldum. Yerde gördüğüm kağıtlardan iki tanesini elime alıp tozunu üfledikten sonra göz attım. Kibrit parmağımı yakmadan önce görebildiğim haberler benim için çok da yeni haberler sayılmazdı. Gerçi artık yeni ne var ki Dünya da? Doğumlar durduğundan beri ve de ölümler. Yani kısaca her şey.

Çoğu insan önce hayatlarını değiştirmemeye çalıştı. Her zamanki işlerine gittiler kimsenin aslında artık ihtiyacı olmayan ihtiyaçları giderdiler. Benim farkına vardığım bazı şeyleri onlar da yavaş yavaş fark etmeye başladılar. Bazen kendimi gökyüzüne bakarken buluyordum, sanki bir şeyler farklıydı artık.

Ahşaptan gelen titreme sesiyle kendime geldim. İskemlenin altına koyduğum çanta ordaydı. Ne zaman koymuştum sahi ben bu çantayı. Hafızam beni sürekli yanıltmaya başlıyor . Çantayı elime aldım sol elime baktığımda bir kelime vardı; A-R-G-U-S Çantanın içinden bir bilgisayar çıktı. Açtığımda bir video beni karşıladı. Askeri bir tesis gibi gözüküyordu.

Beyaz önlüklü bir sürü insan parmaklarıyla bir “şey” gösterip bağırıyorlardı. Kamera yavaşta o şeye döndü. Bu şey normal bir insandan farksızdı. Eğer üzerine ateş edilen mermileri umursamamasını saymazsak tabii ki. Asla temposunu değiştirmeden hiçbir tepki vermeden yürüyüşü beni çok garip hissettirdi. Birden derisinin olduğu yerden akan metalik bir sıvı dikkatimi dağıttı. O gördüğüm kareyle beraber bilgisayarı fırlattım.

Kendimi çok farklı hissediyordum. İstemsiz attığım cızırtılar gelen bilgisayara bakarken birden asla hatırlamam gereken bir şeyi hatırladığımı fark ettim. Cebimden bıçağımı çıkardım ve kendime durdurmak için hiç vakit tanımadan sol bileğimi kestim. Ne kan vardı, ne de et. Sadece devreler ve cızırtılar.

Kafamda bir ses benimle konuştu. “Bu bir hata. Tekrar başlatılıyor.” Ve boşluk.

Elimi ekranın üzerine koyup tozu sildim. Ekran kapalıydı vızıltısını duyabiliyordum. Garip böyle karanlık tozlu bir bina da ne işim var ki? Ne işim var vardı burada ? Eh hangimiz bir yere niye gittiğimizi unutmuyoruz ki. Sonuçta insanız.

hasimoto

hasimoto

Mutlu aşk yoktur şiirini bilir misin?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir